ÇOCUK İÇİN AKİKA KESMEK VE BUNUN HÜKÜMLERİ



























1- Akika'nın manası nedir?

Akika sözlükte, kesmek anlamına gelir. Bu manayla, Akka Valideyhi = Ana-babasını kinci,

incitici, uzaklaştırıcı söz ve davranışıyla kesip attı denilir.

Terim olarak, doğan çocuğun yedinci günü olunca Allah (c.c.) için bir koyun kesmek anlamına gelir.

2- Akika'nın meşruiyetinin delilleri:

Akika'nın meşruiyetine delalet eden, onun müstehab ya da sünnet olduğunu açıklayan hadisler

çoktur ve istifade edilecek düzeydedirler, yani sahih rivayetlere dayanmaktadırlar. Biz aşağıdaki

hadisleri nak*letmekle yetinmek istiyoruz:

“Çocukla beraber akika vardır. Artık siz ondan yana (Allah için) bir kan akıtın da kendisinden eza ve cefayı giderin.” [1]

“Her çocuk akikasına karşılık rehindir; yedinci gününde ondan yana (koyun) kesilir, adı konulur ve başı tıraş edilir.”[2]

“Erkek çocuktan yana (Allah için) birbirine denk iki koyun, kız çocuktan yana bir koyun (kesilir).” [3]

Ummu Kerez el-Kabiyye (r.a.), Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'den akika hakkında sormuştu.

Efendimiz (s.a.v.) ona şu cevabı vermişti:

“Erkek çocuktan yana iki koyun, kız çocuğundan yana bir koy*un (kesin). Kesilecek koyunların

erkek ya da dişi olmaları size bir zarar vermez, (yani hiçbir sakıncası yoktur).” [4]

3- Akika'nın meşruiyeti hakkında fukahanın görüş ve tesbitleri:

Fukaha ve müctehid imamlar, akikanin meşruiyeti konusunda üç yolda yürümüşlerdir:

Birincisi, akika sünnet ve müstehabdır. Bu yolda yürüyenler ise, imam Malik ve Medine halkı;

îmam Şafii ve arkadaşları; imam Ahmed b. Hanbel, İmam İshak, Ebu Sevr ve ilim ve ictihad

ehlinden bir cemaattir. Bunların dayandıkları deliller, az önce naklettiğimiz hadislerdir. Aynı

zamanda bunlar, akikayı vacib kabul edenlerin görüşünü şu sözleriyle reddetmişlerdir:

a) Eğer akika vacib olsaydı, onun vücubiyeti herhalde dinde bilinir ve açıklıkta bulunurdu ve o

durumda bir ihtiyaç doğar ve umumi bir sıkıntı başlardı. Aynı zamanda böyle bir hüküm meşru

olsaydı, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz delile dayanak olacak ölçü ve anlamda genel bir

açıklama yapar, yeterli bir beyanda bulunurdu da artık özür diye bir şey kalmazdı.

Oysa Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz akika konusunu onu yerine getirecek kişinin arzu ve

hevesine bırakmıştır: “Kimin bir çocuğu doğar da o da ondan yana bir nüsük (akika

kurbanı kesmek) arzusunda olursa, o takdirde onu yerine getirsin.”

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizin bizzat akika kesmesi, onun vücubuna değil, istihbabına delalet eder.

İkincisi, akika kesin anlamda vacibdir. Bu yolda yürüyenler ise, îmam Hasan el-Basri, Leys b. Sa'd ve bu ikisinin görüşünü benimseyen*lerdir. Bu konuda delil ve dayanakları, Ebu Büreyde ve Ishak b. Raheveyh'in rivayet ettikleri şu hadistir:

“Şüphesiz ki insanlar kıyamet günü, nasıl beş vakit namaz*dan dolayı hesaba arz olunurlarsa,

öylece akikadan dolayı da arz olunacaklardır.” Bunun gibi, ayrıca el-Hasan'ın Semure'den

rivayet ettiği şu hadisi de delil ve dayanak edinmişlerdir: “Her çocuk akikasına karşılık

rehindir.” Bu hadisten istidlalin biçim ve anlamı şöyledir: Çocuk (kıyamet günü) ana-babasına

şefaatten alıkonulur, ana-babası ondan yana akika kesmedikçe bu böyledir. Bu söz de vücubu

kuvvetlen*dirmekte, yani vacibdir diyenleri desteklemektedir.

Üçüncüsü, akikanın meşruiyetini inkardır. Bu yolda yürüyenler, Hanefi fukahasıdır. Bunların sözü edilen konudaki delil ve dayanakları, Amr b. Şuayb'den rivayet edilen şu hadistir:

“Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'den akika hakkında soruldu, O, “Akikaları sevmem, benimsemem” buyurdu. [5]

Sözü edilen fukaha aynı zamanda imam Ahmed'in rivayet ettiği şu hadisi delil edinmişlerdir:

“Hz. Ali'nin (r.a.) oğlu Hasan doğunca, anası Hz. Fatıma ondan yana iki koyun akika olarak kesmek istemişti. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz ona:

“Akika kesme, çocuğun başım tıraş et ve saçının ağırlığınca gümüş tasadduk eyle!” buyurmuştur. Sonra oğlu Hüseyin doğduğunda, onun için de böyle yaptı.” [6]

Ama yukarıda naklettiğimiz hadislerin zahiri, akikanın sünnet ve müstehab olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir. Nitekim fukahanın cumhuru ve ilim ehlinin çoğu, ictihad sahiplerinin ekseriyeti de bu görüş ve tesbiti benimsemişlerdir.

Hanefi imamlarının delil ve dayanak seçtikleri hadis hakkında karşı taraf şu cevabı vermiştir:

Hanefilerin delil ve dayanak seçtiği hadis, delil alınacak kuvvette değildir, aynı zamanda akikanın meşruiye*ini inkara delil seçilmesi doğru olmaz. Amr b. Şuayb'in babasından rivayet ettiği hadiste, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizin, “Akikayı sevmem ve benimsemem” buyurmasına gelince, hadisin siyakı, vurud sebepleri, akikanın sünnet ve müstehab olduğuna delalet etmektedir. Çünkü hadisin lafzı şöyledir: “Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizden akikadan soruldu. O da, “

Akikaları sevmem,” diye cevap verdi.” Bununla “akika” isminden hoşlanmadığını, zebiha'ya akika denilmesinin hoş bir tabir olmayacağını bildirmek ister gibi bir arzusu bulunduğunu ifade etmiştir. Bunun üzerine ashabı,

“Ya Resûlallah! Biz senden, bizden birinin bir çocuğu doğarsa, hususunu soruyoruz” deyince,

Efendimiz onlara şöyle buyurmuştur:

“Sizden kim çocuğundan yana nüsük yapmak (akika kesmek) isterse, yapsın: Erkek çocuk için iki koyun kız çocuğu için bir koyun kessin.” [7]

Ebu Rafi'in “Akika kesme, ama başını tıraş edip...” mealinde rivay*et ettiği hadisi delil ve

dayanak seçmelerine gelince: Bu, akikanın kera*hetine delalet etmemektedir. Çünkü Resûlüllah

(s.a.v.) Efendimiz bu sözüyle, akika kesmeyi kendi üzerine alıp yükü kızının üzerinden

kaldırmayı dilemiştir. Nitekim Efendimiz (s.a.v.) sevgili torunları Ha*san ile Hüseyin için

bizzat kendisi akika kesmiş ve bu külfeti kızından kaldırmıştır. Bu tesbit ve görüşü

kuvvetlendiren, yani Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizin torunları Hasan ile Hüseyin için akika

kestiği rivayetini destekleyen birçok hadisler rivayet edilmiştir. Onlardan bir kısmını naklediyoruz:

İbn Abbas (r.a.) diyor ki:

“Şüphesiz Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Hasan ve Hüseyin için birer koyun akika olarak kesti.” [8] Hz. Enes (r.a.) diyor ki:

“Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Hasan ve Hüseyin için yedinci günlerinde akika kesti.” [9] Hz. Aişe (r.a.) diyor ki:

“Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Hasan ile Hüseyin için yedin*ci günlerinde akika kesti.” [10]

Yukarıdaki rivayet ve görüşleri özetleyecek olursak: Çocuktan yana akika kesmek, müstehab bir sünnettir; müctehid imamların cum*huru ve fukahanın ekseriyeti bunu böyle kabul etmiştir.

Babaya gerek*en, çocuğu dünyaya gelince, mali imkanı elverirse, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizin bu sünnetini yaşatmaktır, ta ki Allah (c.c.) yanında ecre nail olup faziletten nasibim almış olsun. Aynı zamanda bununla, ülfet, muhabbet ve sosyal irtibatı yakınları, komşuları ve dostları arasında artırsın. Çünkü akika merasimine katılan dostlar, yakınlar hem Çocuğun doğmasına sevinecekler, hem bir arada kaynaşıp sıcak bir hava meydana getirecekler, yani birbirlerine daha sıcak ve samimi duygu duyacaklar ve böylece sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı paylaşmış olacaklar. Özellikle bu merasime ihtiyaç sahipleri ile fakir kimseler de davet edilip onlar bu akikadan yararlandırıldıkları takdirde sözü edi*len sosyal yardımlaşma hedefine ulaşmış bulunacak.

İslam ne büyük dindir! Sosyal bağlan kuvvetlendirme, ülfet ve mahabbeti yaygınlaştırmada İslam şeriatının ilkeleri ne yücedir, ne an*lamlıdır! Aynı zamanda fakirler ve yoksullar kesiminde sosyal adaleti kurmada bu dinin koyduğu prensipler ne yararlı ve ne esaslıdır!























4- Akika kesmenin müstehab vakti:

Yukarıda Hz. Semure'den naklettiğimiz hadiste “çocuk, akikasına karşılık rehindir; artık ondan yana yedinci gününde akika kesin, adını koyun” buyurulmuştu. Bu hadis, akikanın müstehab vaktinin, doğumun yedinci günü olduğunu ifade etmektedir. Bu hükmü kuvvetlendiren diğer bir hadisi de Abdullah b. Vehb, Hz. Aişe (r.a.) den rivayet etmiştir: Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Hasan ile Hüseyin için yedinci günlerinde akika kesti, adlarını koydu ve başlarındaki eziyetin giderilmesini emretti.”

Ne var ki bu konuda bazı görüş ve tesbitlere bakılınca, akikayı doğumun yedinci gününde yerine getirmenin gerekliliği ortaya çıkmaz, yani herhalde yedinci gününde kesmek gerekmemektedir, yedinci gününde kesmenin müstehab olduğu ifade edilmektedir. Çünkü dördüncü veya sekizinci, ya da onuncu veya daha sonraki günlerde kes*mek kafi gelmekte, yani akika sünneti icra edilmiş olacaktır.

Bütün bu sözlerin en belirgin ve açık olanına gelince:

Meymuni diyor ki: Ebu Abdullah'a sordum, dedim ki: Çocuk için ne zaman akika kesilir? Şu cevabı verdi: Hz. Aişe (r.a.) bunun yedinci, on dördüncü ve yirmi birinci günlerinde kesilmesini söyler.

Salih b. Ahmed diyor ki: Babam, akika hakkında şunu söyledi:

“Yedinci gününde kesilir, eğer o gün kesmezse, on dördüncü gününde kesilir; o gün de kesmezse, yirmi birinci gününde kesilir.”

İmam Malik diyor ki:

“Zahir olan şu ki, akikanın yedinci günle takyidi, istihbab anlamı üzerinedir. Çünkü dördüncü veya sekizinci ya da onuncu ve sonraki günlerde de kesilmesi kafi gelmektedir.”

Bütün bu belirttiğimiz hususları özetleyecek olursak şu sonucu verebiliriz: Baba, evladının doğumunun yedinci gününde mali durumu elverdiği takdirde bir akika keserse, bu çok daha iyi ve uygun olur ve böylece Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizin fiilî hadislerini uygulamış bulu*nur. Mali durumu elvermediği veya şartlar müsait olmadığı takdirde bu sünneti herhangi bir gün yerine getirmesi caizdir. İmam Malik'in de bu husustaki sözü bu anlamdadır.

O halde meseleyi uygulamada bir genişlik, akikayı kesmede bir kolaylık söz konusudur. Allah (c.c.) sizinle kolaylığı diliyor, size zorluk dilemiyor. Allah (c.c.) dinde sizin Üzerinize hiçbir zorluk getirmedi.

5- Erkek çocukla kız çocuğa kesilecek akika arasında bir fark var mıdır?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, akika nikaha, ilim ve ictihad ehli*nin cumhuruna göre, müstehab bir sünnettir, ayni zamanda hem erkek, hem kız çocuğu için müstehab bir sünnettir.

Bu hususta İmam Ahmed b. Hanbel ile İmam Tirmizi'nin Ummu Kerez el-Ka'biyye'den rivayet ettiği hadiste adı geçen ravi, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizden akika hakkında sormuş, Efendimiz de (s.a.v.) ona:

“Erkek çocuk için iki, kız çocuğu için bir koyun kesin” buyurmuştur.

Diğer bir hadisi de İbn Ebi Şeybe'nin Hz. Aişe (r.a.) Validemizden rivayet ettiği tesbit edilmiştir.

Hz. Aişe (r.a.) diyor ki: Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, oğlan çocuk için iki, kız çocuğu için bir koyun akika olarak kesmemizi emretti.” Bu ikisinden başka, akikanın meşruiyetine delalet edip daha önce naklettiğimiz hadisler de vardır.

Bütün bu hadisleri bir araya getirdiğimizde tümü birden şu iki esası ifade ediyor:

a) Alâkanın meşruiyetinde erkek çocuk da kız çocuğu gibidir.

b) İkisi arasındaki fark, erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir koy*un kesilmesidir.

Bu farklı durum, hadislerin zahiri delaletinden ortaya çıkmaktadır. İbn Abbas, Hz. Aişe (r.a.) ve ilim ehlinden -hadisçiler de dahil olmak üzere- bir cemaatin görüş ve tesbitidir. İmam Malik'in mezhebine göre her ikisi için de birer koyun kesilir. Nitekim adı geçen imamdan “erkek ve kız çocuğundan her biri için ne kadar akika olarak koyun kesilir?” diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir:

“Erkek çocuk için bir koyun, kız çocuk için bir koyun...”

İmam Malik'in bu konuda hüccet olarak aldığı hadisler ise şunlardır:

İbn Abbas (r.a.) diyor ki:

“Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Hasan ve Hüseyin için birer koyun akika olarak kesti.” [11]

Cafer b. Muhammed, babasından rivayetle diyor ki: “Hz. Fatıma (r.a.) Hasan ve Hüseyin için

birer koyun akika olarak kesti.”

İmam Malik (r.a.) diyor ki:

“Abdullah b. Ömer (r.a.) erkek ve kız çocuklarından her biri için akika olarak birer koyun keserdi.” Sözün özü:

Allah (c.c.) kime rızık ve in'amda bulunup ona imkan vermişse, er*kek çocuğu için iki, kız çocuğu için bir koyun akika olarak kessin. Çünkü bu hususta Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizin de tavsiyeleri söz konusudur. Kimin de maddi durumu vasat bir ölçüdeyse veya bun*dan daha aşağı bir seviyede bulunuyorsa, o takdirde erkek ve kız çocuklarından her biri için bir koyun kafi gelir. Kişi akika konusunu bu şekilde yerine getirirse, ecirden nasibini alır, sünneti gerçekleştirmiş olur.

Allah (c.c.) daha iyisini bilir. Bir itirazın yersizliğini belirtmek:

Ortaya bazı itirazcılar çıkıp da, İslam dini neden akika konusunda erkek çocukla kız çocuğunu eşit tutmamış, erkeğe üstünlük tanımıştır? Bu ayrım ve farklılık neden?

Bu gibi itirazlar birkaç cihetle reddedilir:

a) Önce müslüman, İslamiyetin emrettiği her şeye kayıtsız, şartsız teslimiyet gösterir, dini neyi men' etmişse, onu olduğu gibi kabullenir. Bu hususta şanı yüce Allah'ın şu buyruğuna inanıp dayanır:

“Hayır, hayır, Rabbına and olun ki, aralarında tartışıp çekiştikleri şeylerde seni hakem kabul edip sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymaksızın tam bir bağlanışla bağlanmadıkça iman etmiş olmazlar.” [12]

Görüldüğü gibi sözü edilen akika koyunu sayısındaki farklılık, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizin sünnetiyle sübut bulmuştur. Müslümana gereken, bu sünnete teslimiyet gösterip uygulamaktır.

b) Yine bu farklılık hususundaki hikmet ve makul olan cihet şu olabilir: Allah'ın erkek çocuğa verdiği kuvvet, bedeni güç ve evin yükünü taşıma, sorumluluğunu yüklenme, ayrıca şefkat ölçüleri içinde aile bünyesinde sağladığı otorite gibi özelliklerinden dolayı Allah (c.c.) erkeği kadından üstün tutmuştur.

Allah (c.c.) ne doğru buyurmuştur:

“Kadınların erkekler üzerinde, erkeklerin kadınlar üzerinde örfe uygun denk hakları vardır. Ne var ki, erkeklerin onlar üzerinde bir üstün derecesi mevcuttur. Allah elbette çok güçlü, çok üstündür, hikmet sahibidir.” [13]

“Erkekler kadınlar üzerine koruyucu ve işlerini yürütücü üstünlüktedirler. Bu da Allah'ın kimini kimine üstün kılması ve erkeklerin mallarını harcamaları sebebiyledir.” [14]

c) Akika sebebiyle insanlar arasında sosyal anlamda sevgi, ülfet ve yardımlaşma gibi ürünlerin ortaya çıkmasını sağlamak düşünülmüştür. Böylece fakir tabakaya, yoksul ailelere yardım elini uzatma amacım taşıyan sosyal dayanışma ve yardımlaşma gibi destekleyici bir faktör ol*arak belirmiştir.

6- Akika kurbanının kemiğini kırmak mekruhtur.

Çocuk için kesilen akika kurbanında dikkat edilmesi gereken hu*suslardan biri de, kesilen

hayvanın hiçbir kemiğini kırmamaktır. Bu, kesme işini yerine getirirken de, onun etinden pişirip

yerken de böyledir. O halde her kemik oynak yerinden kesilmek suretiyle ayrılır. Bu hususta

Cafer b. Muhammed'den rivayet edilen hadis sözü edilen hükmü ifade etmektedir:

Cafer b. Muhammed'in babasından yaptığı rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir: “Resûlüllah

(s.a.v.) Efendimiz, kızı Fatıma'nın Hasan ve Hüseyin için kestiği akika hakkında şöyle

buyurmuştur: “Onun ön ayağından birini ebeye gönderin; geri kalanını yiyin, yedirin ve hiçbir kemiğini kırmayın.”

İbn Cüreyc'in Atadan yaptığı rivayete göre, şöyle dediği tesbit olunmuştur: “Akikanın eti oynak

yerlerinden kesilir, hiçbir kemiği kırılmaz.”

İbn Münzir'in de bu anlamda bir rivayeti Ata’dan, onun da Hz. Aişe'den naklettiği bilinmektedir.

Akikanın kemiğinin kırılmasının men edilmesinde iki hikmet düşünülebilir:

a) Böyle bir yedirme ve bağışta bulunmanın şerefini, kıymetini or*taya koymak, kırılmadık

kemiklerle kesilen eti fakirlere ve komşulara o vaziyette vermek suretiyle onlar da bu sünnete

karşı saygı ve sevgi duy*gusunu uyandırmaktır.

Şüphesiz ki böyle bir tasarrufun yeri büyük, cömertlik ve ikram hususunda anlamı çok

yüksektir. İkram olunanların nefsinde bıraktığı tesir de öylesine.

b) Doğan çocuğun organlarının yerli yerince selamette olmasına, sağlık ve sıhhat üzere

bulunmasına yönelik yümn-u bereket, feyz-u rahmet ummaktır.

Çünkü kesilen akika bir bakıma çocuğa feda edilen bir kurtuluş anlamı taşımakta, fidye

mecrasına akan bir dilek manası ifade etmekte*dir.

Allah (c.c.) daha iyisini bilir.

7- Akikayla ilgili genel hükümler:

Bu kısımda akikayla ilgili birtakım hükümler vardır ki onlara ri*ayet etmek gerekmektedir:

a) ilim adamları, Uzhiye (kurbanda caiz olan hususlar ancak Akikada caizdir), hükmü üzerine icma etmişlerdir.

Kurban'da olan hususlara gelince:

1. Koyun ve keçinin bir yaşını doldurup ikinci yaşa ayak basmış ol*ması gerekir. Bu arada altı

ayım doldurmuş bir koyun yağlı, etli, gösterişli ise onu da kurban etmek sahihtir. Keçi ise ancak

bir yaşını doldurup ikinci yaşa ayak basınca kurban olabilir.

2. Kurbanlık hayvanın ayıp ve kusurlardan uzak, sağlam ve sıhhatli olması gerekir. Bu hükme

göre kör olan, kemiklerinde ilik kal*mayacak kadar zayıf bulunan, mezbahaya gidemeyecek

kadar topal olan, kulağı, kuyruğu üçte birinden fazla kesik kopuk bulunan, dişlerinin çoğu

dökülmüş olan, doğuştan hiç kulağı bulunmayan, otlayamayacak kadar dengesiz olan

hayvanları kurban etmek caiz değildir.

Bu saydıklarımızın dışında kalan bazı kusur ve ayıplar, hayvanın kurban edilmesine engel teşkil

etmez. Örneğin, kulağının yarık, boynu*zunun az kırık, otlağa gitmesine engel olmayacak kadar

topallık, karnını doyurmaya engel olmayacak kadar dengesizlik, dişlerinin az kısmının dökük,

kulak ve kuyruğun üçte biri nisbetinde kesik olması bu cümledendir. Bunlar hayvanın kurbanlık

olarak belirlenip kesilmesine engel sebepler sayılmazlar.

3. Sığır kapsamına giren, inek, öküz, manda da ise ancak iki yaşını doldurup üçüncü yaşına

ayak basanlardan kurban kesmek sahih*tir. Deve'ye gelince onun beş yaşını bitirip altıncı yaşına

ayak basması durumunda kurban edilmesi sahihtir.

b) Akikada ortaklık sahih değildir; yedi kişinin toplanıp bir deve satm alıp akika kurbanı olarak

kesmesi aciz olmaz. Çünkü bunda or*taklık sahih olsaydı, asıl amaç gerçekleşmezdi. Amaç,

çocuğa feda olsun diye bir hayvanın kanını akıtmaktır. (Oysa kurbanlık büyük baş hay*vanda

ve devede yedi kişinin toplanıp ortak olması caizdir).

c) Akika olarak koyun yerine deve veya sığır kesilebilir, şu şartla ki, bir çocuk için

belirlenmelidir. Nitekim İbnü'l-Kayyım’ın Enes b. Ma*lik (r.a.) den yaptığı rivayete göre, adı

geçen sahabi doğan çocuğu için hayvanlardan birini akika olarak keserdi.

Ebu Bekre (r.a.) den yapılan rivayete göre, adı geçen sahabi oğlu Abdurrahman için birkaç

kurbanlık hayvan akika olarak kesip Basra halkına dağıtırdı.

İlim ehlinden bir kısmı, rivayet edilen hadisleri dikkate alarak akikanın ancak koyundan sahih

olacağını söylemiştir. Ama bunun deve ve sığırdan da olabileceğini ileri sürenlerin hüccetine

gelince, onlar şu ri*vayetlere dayanmışlardır:

“Çocukla beraber bir akika vardır; artık siz ondan yana bir kan akıtın.” [15]

Bu hadiste Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şu kanı akıtın, şunu akıtmayın diye bir ayrım

yapmamıştır. Çocuğun doğumundan dolayı ke*silen bir hayvan, sözü edilen hadisin zahirine

bakılarak kafi gelir, ister bu hayvan koyun, isterse sığır veya deve olsun fark etmez.

d) Uzhiye (kurban) da sahih olan hususlar akikada da sahihtir: atın yenilmesi, tasadduk

edilmesi, hediye yapılması gibi şeyler bu cümledendir. Fazla olarak da, akikadan bir parça

çocuğun doğumunda yardımcı olan ebeye verilerek daha çok sevinmesi sağlanır. Bu hususta

Hz. Ali (r.a.) diyor ki: Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Fatima'ya şöyle buyurdu:

“Hüseyn'in saçlarını tart, ağırlığınca gümüş tasadduk et ve akikanın bir budunu ebeye ver.” [16]

Akika etini pişirip sevdiklerini bir araya getirerek bir sofra kurmak isteyen kimsenin böyle

yapmasında bir sakınca yoktur. Fukahadan çoğu buna cevaz vermiş, böylece müslüman cemaati

arasında bir dost*luk kaynaşması kurulmuş olur, aynı zamanda tasadduk ve bağış an*lamı taşır.

Fazla olarak da akikanın bir parçası ebeye verilir, İslam bir*iğini pekiştirmekten yana bir adım

sayılır. Bu ve benzeri sebeplerle ümmet, tuğlaları iyice birbirine bağlanmış bir kale halini alıp

varlığını sürdürme imkanına erişir.

e) Akikanın doğan çocuğun ismi üzerine boğazlanması müstehabdır. Bundan maksad, akikanın

kimden yana kesildiğini belirlemek ve ameli niyetle birleştirmektir. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:

“Akikayı, doğan çocuğun ismi üzerine (niyet ederek) kesin, Bismillahi, Allah'ım falan çocuğun

bu akikasi senin içindir ve senin rızana yöneliktir, deyin.” [17]

Bununla beraber hayvanı kesen kimse akikaya niyet eder de çocuğun ismini anmazsa, yine de

kafi gelir ve amaç gerçekleşir.

8- Akika konusundaki teşri'i hikmet nedir?

Akikanın birtakım yeterli yarar ve hikmetleri vardır:

a) Hayat belirtisi kendini gösterip gözlerini dünyaya açan çocuğu Allah'a yaklaştıran bir kurbandır.

b) Çocuğu musibet ve afetlere karşı koruma fidyesi anlamında bir sadakadır. Nasıl ki, Allah

(c.c.) İsmail'e karşı büyük bir kurbanlık fidye olarak göndermişti.

c) Çocuğun ana-babasına şefaatçi olması için onu rehinlikten kur*tarma vasıtasıdır.

d) İslam şeriatını yerine getirmekten dolayı duyulan sevinç ve fe*rahlığın bir tezahürüdür. Aynı

zamanda Mü’min bir hayatın başladığını kutlamaya yönelik, kıyamet günü Resûlüllah (s.a.v.)

Efendimizin ümmetinin çokluğuyla iftihar edeceğine katkıda bulunmanın belirtisi*dir.

e) Toplum bireyleri arasında sevgi ve ülfet bağlarını sağlamlaş*tırmanın yollarından biridir.

Müslümanların cemaat halinde çocuğun doğumunu kutlar mahiyette sofra başına toplanmasıyla

bu sevgi ve ülfet daha geniş anlamda gerçekleşir.

f) Sosyal dayanışma ve yardımlaşmayı yepyeni bir yardım şekliyle tazelemek, ümmet içinde

sosyal adaletin ilkelerini hem pekiştirir, hem gerçekleştirir; toplumun dış yapısında fakirlik yoksulluk ve muhtaçlığı kısmen olsun siler.

İşte akikanın bu gibi birçok faydaları ve yararlan ürünleri vardır.

Burada münasebet düştüğü için, okuyucumuzun, İslam dininin özel vakitlerde meşru kıldığı

yemek sofra, düğün-dernek çeşitlerini bilmesinde yarar görüyoruz:

el-Kıra: Misafirler için hazırlanan yemek

el-Tuhfe: Ziyaretçilere hazırlanan yemek.

el-Hars: Doğum münasebetiyle hazırlanan yemek.

el-Me'debe: Davetliler için hazırlanan yemek.

el-Akika: Çocuğun doğumunun yedinci gününde hazırlanan ye*mek.

el-Velime: Düğün münasebetiyle hazırlanan yemek.

el-Gadire: Sünnet düğünü münasebetiye hazırlanan yemek.

el-Vadime: Kadınlar arasında yapılan toplantı münasebetiyle hazırlanan yemek.

en-Naki'a: Yolculuktan dönüldüğünde bu münasebetle hazırlanan yemek.

el-Vekire: Bir binanın inşaatı bitince bu münasebetle hazırlanan yemek.[18]

DİPNOT :

[1] Buharı: Selmân b. Ammar'dan.

[2] Ashab-ı Sünen: Semure (r.a.)'den.

[3] İmam Ahmed-Tirmizî: Hz. Âişe (r.a.)'dan.

[4] İmam Ahmed-Tİrmizî: Ummu Kürez'den.

[5] Beyhaki Amr b. Şuayb'den, o da babasından o da dedesinden rivayet etmiştir.

[6] Ahmet b. Hanbel: Ebû Râfi (r.a.)'den.

[7] Bir rivâyete dayanarak “Akika” yerine göre “Nesîke” tabirinin kullanılmasını is*tidlal edenler olmuştur.

Bunlara göre Peygamber (s.a.v.) hoşlanmadığı için Akika demek mekruhtur. Diğer bir grup, bu

tabirin mekruh olmadığını istidlal etmiştir. Bu iki görüşü bağdaştırmak için “nesike” tabirini asıl

olarak “Akika” tabirini bu aslı açıklayıcı anlamda kullanmak uygun olur.

[8] Ebû Dâvud: Eyyûb'dan, O'da Ikrime'den, O'da İbn Abbas'dan.

[9] Cerîr b. Hâzim, Katade'den, o da Hz. Enes'den.

[10] Yahya b. Sa'd, Ûmrete'den, O'da Hz. Âişe (ra.)'dan.

[11] Ebu Davud: İbn Abbas (r.a.)'dan.

[12] Nisa: 4/65.

[13] Bakare: 2/228.

[14] Nisa: 4/34.

[15] İbn Münzir.

[16] Beyhaki: Hz. Ali (r.a.)'den.

[17] İbn-i Münztr: Hz. Âişe (r.a.)'dan.

[18] Prof. Dr. Abdullah Nasıh Ulvan, İslam’da Aile Eğitimi, Evlilik, Evlat Terbiyesi Ve Esasları- 1, Uysal Kitabevi, 10. Baskı, Konya, 1994: 81-91.