Adak Allah’la (cc) pazarlık mı?

























İhtiyaçlarımız hiç bitmiyor. Her daim ellerimizi açıp bir şeyler için dua ediyoruz. Bazı zamanlarda da “Allah’ım şu isteğim gerçekleşirse kurban keseceğim, oruç tutacağım” diye adakta bulunuyoruz.

Peki, adak adamanın dinimizdeki yeri nedir, Peygamberimiz (sas) adakta bulunmuş mudur?

Bazen bir hastalıktan kurtulmak ümidiyle, bazen evlenmek isteğiyle, bazen bir çocuk sahibi olabilmek için açıyoruz ellerimizi duaya. İmtihan dünyasında bazıları isteklerine kavuşurken bazıları için durum farklı olabiliyor. Bu hali öylece kabul edenler olduğu gibi isteğine ulaşmak için ısrarcı olanlar da yok değil. Genellikle de bir vakit sonra dualar, adak adamaya dönüşüyor. “Allah’ım üniversiteyi kazanırsam üç gün oruç tutacağım. Çocuğum olursa ya da ev alırsam bir kurban keseceğim…” gibi cümleler pek çoğumuzun dilinde. Ama adak, aslında tartışmalı bir konu. Bu yüzden, isteklerimize kavuşmak için adak adamanın dinimizdeki yerini, Peygamberimiz’in (sas) adakta bulunup bulunmadığını ve adağın -hâşâ- Allah ile pazarlığa girişmek anlamına mı geldiğini araştırdık...

Arapça karşılığı nezir olan adak kelimesi, dinen mükellef olmadığı halde, kişinin farz veya vacip türünden bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz vermesi anlamına geliyor. Adak genellikle herhangi bir konuda, Allah’ın yardımını istemek amacıyla başvurulan dini bir davranış olarak farklı şekillerde hemen hemen bütün dinlerde var. Bu kelime Al-i İmran Sûresi’nde Hz. Meryem ve annesine atıfla: “İmran’ın karısı: Rabb’im! Ben karnımda olanı sadece Sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul buyur.” (Âl-i İmran, 35) ve Meryem Sûresi’nde de, “İnsanlardan birini görecek olursan de ki: Ben Rahman’a oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.” (Meryem, 26) şekliyle geçiyor.

Kur’an-ı Kerim’de adağı teşvik eden veya yasaklayan herhangi bir hüküm yok. Ancak bazı ayetlerde adakların yerine getirilmesi gerektiğine işaret edilmiş. Hac Sûresi’nin 29. âyetinde “Adaklarını yerine getirsinler.” hükmü bulunuyor. Peygamberimiz’in (sas), adağın İlahi takdiri değiştirmeyeceğine işaretle, “Adak hiçbir şeyi değiştirmez ancak adakla cimrinin malı azaltılmış olur.” buyurduğu biliniyor. Bazı âlimler bunun, kişinin yapmakla yükümlü olmadığı bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz verip onu üstlendikten sonra sözünden dönmemesi gerektiğine ve adağın manevî sorumluluk getiren bir iş olduğuna işaret etiğini belirtiyor. Aksi halde adak adamak anlamsız ve geçersiz olurdu. Zaten birçok ayet ve hadiste adağın yerine getirilmesi emrediliyor. Hadisten anlaşılan bir diğer konu da adakla İlahi takdirin değişmeyeceği gerçeğidir.

Adak dinen meşru olmalı

























Bir adağın dinen geçerli olabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerekiyor. Araştırmacı-yazar Metin Karabaşoğlu, adağın dile getirildiği andan itibaren geçerli olduğunu söylüyor. Hanefi mezhebine göre şakayla söylense bile adağı gerçekleştirmek lazım. Adanan şey de gerçekte mümkün, dinen makbul ve meşru olmalı. Adağın Allah rızasına vesile olacak bir davranış, bir ibadet çeşidi olması zorunlu. Bunun aksi bir adak olmuşsa Hanefi ve Hanbelilere göre yemin kefareti ödenmeli. Adakla ilgili diğer şart ise farz veya vacip türünden bir ibadet olması gerektiği. Namaz, oruç, hac, sadaka, itikâf, kurban, umre gibi ibadetler adak konusu olabilir. Hasta ziyareti, cenazenin arkasından gitme, abdest alma, Kur’an’a dokunma, gusletme, mescide girme gibi davranışlar sevap olmakla birlikte böyle bir ibaret türü olmadığı için adak yerine geçmiyor. Şafi ve Hanbelilere göre ise bütün müstehap fiiller adak konusu olabilir.

Adanan şey, kişinin zaten yapmakla mükellef olduğu bir ibadet de olmamalı. Vakit namazları, zekât, Ramazan orucu, farz olan hac gibi ibadetler adanamaz. Ancak bu amellerden nafile olarak yapılabilenler adak yoluyla vacip hale dönüştürülebiliyor. Bir de malın adama sırasında kişinin mülkiyetinde bulunması gerekiyor. Efendimiz, kişinin sahip olmadığı şeyi adayamayacağını beyan etmiş.

İstek gerçekleşmeden adak uygulanmamalı

Adaklar şarta bağlanıp bağlanmamalarına göre mutlak ve muallâk olmak üzere ikiye ayrılıyor. Mutlak adak, herhangi bir şarta bağlanmadan Allah rızası için yapılanlar. “Allah için şu kadar gün oruç tutacağım, kurban keseceğim, namaz kılacağım” gibi ifadelerle yapılan adaklar bu türe giriyor. Muallâk adak ise bir nimete kavuşmak, bir felaketi savmak, bir olayın meydana gelmesi şart koşularak yapılanlar. Hastam iyileşirse, sınıfımı geçersem gibi.

Adağın yerine getirilip getirilmemesinin hükmü de mezheplere göre farklılık gösteriyor. Hanefiler bu konuda adağın mutlak veya muallâk olmasını değil, adanan şeyin açıkça belirtilip belirtilmemesini esas alıyor. Adanan şey ismen belirtilmişse, yerine getirilmesi vacip oluyor. Adak herhangi bir şart ve zamana bağlanmamışsa adanır adanmaz borç oluyor ve hemen yerine getirmek müstehap oluyor. Bir şarta bağlanan adağın yerine getirilmesi ise o şart gerçekleşince vacip hükmünü alıyor. İstenilen şey gerçekleşmeden önce adak yerine getirilirse geçersiz sayılıyor ve yapılan ibadet de nafile oluyor. Şart gerçekleşince de yeniden ifa etmek gerekiyor.

Peygamberimiz, hiç adakta bulunmamış

























Adak, sevaba vesile olan bir davranış sayılmamış ancak adanınca da yerine getirilmesi konusunda hassasiyet gösterilmesi istenmiş. Bazı âlimlerce Resulullah’ın (sas) ve ashabının adakta bulunmayışları, adağın müstehap olmadığının bir delili sayılmış. Hatta şu hadislere dayanılarak, Peygamberimiz tarafından sakıncalı bulunduğu söylenmiş: “Adak, hiçbir şeyi değiştirmez. Öne almaz ve ertelemez. Gelecek olanı da engellemez.” “(Evet) adak, insana (kader planında) takdir olunmayanı sağlamaz. O, kişiyi ancak takdir olunan kaderine yöneltir. Ne var ki, Allah, adak vesilesiyle cimriden mal çıkartır. Zira kişi, adaktan önce veremediğini adaktan sonra verir.”

Adak, mutlaka yerine getirilmeli

Peygamberimiz, adağın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini buyurmakla birlikte, kişinin adakta bulunduğu takdirde onu yerine getirmesi gerektiği konusunda uyarıyor: “Kim adakta bulunmuşsa onu yerine getirerek Allah’a itaat etsin. İbni Ömer anlatıyor: “(Babam) Ömer (ra), Allah’ın Resulü’ne sordu: ‘Ya Resulullah! (İslam dinine girmeden önce) Mescid-i Haram’da bir gece itikâfa girmeyi adamıştım. Ne yapmamı emir buyurursunuz?’ Peygamberimiz de ona ‘Adağını yerine getir.’ dedi.”

Adak kurbanını aile fertleri yememeli

Adak yalnız Allah için yapılır. Adanan namaz, oruç, hac vb. ibadetler normal bir ibadet gibi yerine getirilirken, adak veya nafile kurbanın hükmü farklı. Adak adayanın kendisi, eşi, çocukları ve torunları, anne–babası, dede ve nineleri adak kurbanının etinden yiyemiyor. Yedikleri zaman da karşılığını fakirlere sadaka olarak vermeleri gerekiyor. Ayrıca kurbanlık hayvanlar deve, sığır ve davardır (koyun, keçi). Bu hayvanlardan başkası kurban olarak adanamaz. Bunun için ‘şu adağım olursa horozdan kurban adıyorum’ demek caiz değil.